Mekânlar ve Kimlikler üzerine
3. Bir Mekânda Yaşamak
Mekân, yalnızca düşünülmez yaşanır. Ve her yaşanan mekân, insanda görünmeyen izler bırakır.
I. Oda: Bir oda, çoğu zaman sessiz ve dış dünyadan ayrılmış en küçük evrendir. Kapı kapandığında, dünya dışarıda kalır. İçeride yalnızca insan ve kendi sesi vardır. Ama bu sessizlik boş değildir. Düşünceler burada yoğunlaşır, hatıralar yüzeye çıkar, ve insan kendisi ile yüz yüze gelir. Çoğunuz fark edersiniz, en çok yalnız kaldığınız mekânda kendimiz gibi oluruz. Oda, bir saklanma yeridir ama aynı zamanda kaçınılmaz bir yüzleşme alanıdır.
II. Ev: Ev diye adlandırdığımız yer sadece yatıp kalktığımız, yiyip içtiğimiz bir mekân değildir. Ev, alışkanlıktır. Tanıdıktır. Tekrardır. Güvende hissettiğimiz yerdir. Ev değiştiğinde, insan yalnızca yer değiştirmez. Kendinden bir parçayı geride bırakır. Ev, insanın içindeki en kalıcı mekândır.
III. Sokak: Sokak, bireyin kendisi olmaktan çıktığı yerdir. İnsan, kalabalığın içinde zamanla erir. Yüzler geçer, sesler karışır, adımlar hızlanır. Sokak, kimliği silikleştirir ve onu sınar. İnsan sokakta kendi olsa da tam olarak kendisine ait değildir.
IV. Şehir: Şehirler ise insanın içerisinde bulunduğu en büyük mekânıdır. Ama aynı zamanda en büyük yalnızlığı üretir.Binalar yükselir, yollar uzar, kalabalık artar, sosyalleşmek için bir sürü imkan sunsa da bu yoğunluk, bir yakınlık yaratmaz. Şehir, insanı görünmez kılar. Kalabalık içinde kaybolmak, modern insanın en tanıdık deneyimidir.
V. Boşluk: Bazense mekân var olsa da anlamını kaybetmiştir. Boş bir oda, terk edilmiş bir bina, sessiz bir sokak… Bu tür mekânlar, yalnızca fiziksel değil; varoluşsal bir boşluk hissi taşır. Bulunduğu mekân sustuğunda, insan kendi içindeki boşluğun yoğun ve gürültücü sesini duymaya başlar.
Mekânlar sadece yaşanan deneyimlerden ibaret değildir elbet görülen, hissedilen ve temsil edilen bir alandır. Ve bazı sanatçılar, bu sessizliği resmedebilir.

