KORKMA!

KORKMA!

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

 

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...

Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

 

Dünya da Korkma! diye başlayan tek marş İstiklâl marşı. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un kaleminden dökülen ilk kelime. Anadolu’nun işgal altında olduğu, orduların yorgun, halkın yoksul olduğu bir dönemde… Geleceğin belirsiz, umudun kırılgan göründüğü günlerde… İşte tam o anda, milletin kalbine ilk düşen söz; korkma.

Evet! korkma, çünkü Türk milletinin tarihi korkuyla değil mücadelelerle yazılmıştır. İstiklâl marşı sadece 10 kıta, 41 mısra ve 285 kelimeden oluşan bir şiir değildir. Kurtuluş Savaşı’nın ruhunu taşıyan bir manifestodur. Cephede canını dişine takıp savaşan mehmetçiğin cesaretini, evinde dua eden annenin sabrını, bağımsızlık için her şeyini ortaya koyan bir milletin inancını anlatır. Şair dizelere sadece verilen mücadeleyi ve acıları yazmamıştır. Geleceğin umudunu da dizelere yerleştirmiştir. Korkma! çünkü korku, esaretin ilk adımıdır; cesaret ise özgürlüğün kapısının anahtarıdır.

Bulunduğumuz coğrafya’ya baktığımızda otoriter yönetimler ve emperyalistlerin kurduğu korku rejimini en net haliyle anlatan marştır, İstiklâl marşımız. Bugün aradan geçen yıllara rağmen, İstiklâl Marşı’nı dinlediğimizde hâlâ aynı duyguyu hissederiz. Çünkü o dizeler, yalnızca geçmişe ait çağrışımlar olmanın ötesinde, her çağa yeniden hatırlatılan ve eskimeyen bir mesajdır.

Zorluklar karşısında asla yılmamak, umudu kaybetmemek ve bağımsızlığın değerini unutmamak…

“Korkma!”

Çünkü bir millet, umudunu kaybetmediği sürece asla yenilmez.