İçerde bir tutuklu Cumhurbaşkanı adayı

İçerde bir tutuklu Cumhurbaşkanı adayı

Dile kolay bir sene. Tam bir senedir CHP Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu içerde hem de adı olmayan sanığı olan bir davadan. Sanıktan kastım elbette ki İmamoğlu, artık yolsuzluk mu, terör mü kafanıza göre takılın hangisi uyarsa. Fark ettiğiniz üzere biraz dalga geçerek yazıyorum çünkü, dalga geçilmeyecek gibi bir durum değil. Görmeyen görgü tanıkları, bilmeyen bilirkişi raporları yani ucuz yollu yazılmış film senaryosu gibi bide utanmadan çekim yapılıyor. İzninizle şöyle bir sene öncesine giderek bir özet geçmek istiyorum ne olduğuyla alakalı.

Yerel seçimlerde çıkan sonuçta CHP 75 yıl aradan sonra birinci parti olmuştu. İktidar partisi aralarında İstanbul'da olan birçok Büyükşehri CHP'ye kaptırdı. İstanbul'u ikinci kez hatta üçüncü kez İmamoğluna kaptıran iktidarı durum çok rahatsız etmiş olacak ki Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıkladıktan sonra basın toplantısında malum kişiyi hedef gösterdiği ve önceden eski içişleri bakanı ve AKP milletvekili Süleyman soylu ile hali hazırda ahmak davasıyla birleştirilerek rekor süre ile İmamoğlu’na bir soruşturma açıldı ve siyasi yasak ile 11 yıl hapsi istendi. Tabi bunların üzerine sözde İBB davası, oda yetmedi diplomasının sahte olduğu iddia edilerek elinden alınmasıyla (23 martta nasıl olduysa 32 yıllık diploma yok oldu gitti) içeri atılınca 18-19 Mart'ta ortalık karıştı. Saraçhane'ye iki milyon insan akın etti. Genci, yaşlısı, çocuğu neredeyse her yaştan kişi sokaklardaydı. İş sadece İstanbul’la kısıtlı kalmadı her ilde sesler yükseldi, polis güçleri ve halk arasında arbedeler çıktı biliyorsunuz işte uzun uzadıya yazmaya anlatmaya gerek yok. Bu dergiyi hayata geçirirken gündemden, yaşanan bu sıkıcı olaylardan uzak duralım biraz kafa dağıtalım diye başlamıştım. Ama yazar ve sanatçı kişiliğim buna izin vermiyor. Çünkü bir yazarın yazar bir sanatçının sanatçı olabilmesi için fikir ve düşüncelerinde özgür olması gerekir. Eğer değilse o kişiye sanatçı veya yazar denmesi mümkün olamaz.

Hepinizin bildiği üzere bir kişi hakkında bir suç ya da iddia varsa ilk önce kişiye ulaşır ifade vermesi için emniyete çağırırsınız, kişiyi konu hakkında aydınlatıp ifadesi sonucu eğer bir suçu var ise gözaltına alırsınız ancak sistem bizde tersten işliyor anlaşılan. Önce gözaltı sonra dava sonrasında ifade süreci geliyor. Peki böyle bir durumda adaletten bahsetmek mümkün mü? Adalet bakanımızın dediği gibi yargı merceği bağımsız işliyor mu gerçekten? ya demokrasi; hukukun olmadığı yerde demokrasiden, demokrasinin olmadığı yerde cumhuriyetten, cumhuriyetin olmadığı yerde laiklikten söz etmek mümkün mü?

O günden bugüne seçilmiş kaç belediye başkanı içerde. Kaç tane sanatçıya soruşturma açıldı. Kaç gencimiz gözaltına alındı. Kaç tane gazeteci apar topar evinden alındı. Oysa "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyordu Mustafa Kemal Atatürk ne oldu o egemenliğe? ben söyleyeyim size 2017 referandumunda buruşturulup çöpe atıldı. Haliyle erkler ayrılığı dediğimiz yapıda dağılmış oldu. Böylelikle biz değil, ben oldu. Aslında sorun a partisinin ya da b partisinin adayı değil sorun yasama, yürütme ve yargının keyfi olarak kullanılması. Hangi siyasi görüşten olursanız olun aklı başında bir insan bu yapılanların doğru olmadığını bilir.

Yazdığım e-kitapta adalet teriminin anlamı ve etimolojisinden bahsetmiştim. Kitabımdan alıntılayarak buraya da yazıyım dursun. Neydi adalet doğruluktan, tarafsızlıktan, Yasaların herkes için eşit bir şekilde kullanılmasının sağlanmasından yana yasal olanı korumak için yetki ve gücün kullanılmasıdır. Tekrarlamama gerek yok diye düşünüyorum. Yasalar herkes uyduğu vakit geçerli olur yoksa her şey yavaş yavaş anlamını yitirir katiller, hırsızlar, teröristler, tecavüzcüler sokaklara dökülür, hatta kim bilir zaman gelir siyasete atılır devleti yönetirler...