Sevgi, Saygı ve Özlemle...

Sevgi, Saygı, Özlem ve Rahmetle Anıyoruz. (1881 - 1938)
Ulu Önder Atatürk'ün Vefatı. (10.11.1938)
1 / 1

1. Sevgi, Saygı, Özlem ve Rahmetle Anıyoruz. (1881 - 1938)

10 Kasım 1938 saat 09:05, bir dünya liderinin ebediyete uğurlandığı tarih. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün üzerinden tam 87 yıl geçti. Dile kolay, geçen bu yıllar içerisinde ona olan hasretimiz, hüznümüz zamanla geçer dedik. Geçmiyormuş meğer...

***

Hala daha dün gibi aklımızda, dedim ya 87 koca yıl. Belki de dünyada ölümünden bu kadar geçen sene sonra hala adının anıldığı, saygı duyulan tek lider...

***

Bandırma vapuru ile Samsun’a ayak bastığı günden belliydi mavi gözlerindeki kararlılık. Samsun’a çıktığı gün yaktığı bağımsızlık meşalesi, Anadolu’nun dört bir yanında umut ışığına dönüştü. Cepheden cepheye koşarken yalnız düşmanı değil, umutsuzluğu da yendi. Kimsesizlere umut oldu. Elde ettiği Her zafer, bizlerin kendi gücüne olan inancını pekiştirdi. Fakat onun mücadelesi silahların susması ile bitmedi. Daha yapması gerekenler vardı. Cumhuriyet’i kurarak, aklın ve bilimin yolunu milletine gösterdi; kadınlara hak ettikleri değeri verdi, sanatı ve eğitimi geleceğin temeline koydu. Hayatının son dönemlerinde bile gözünü sınırların ötesine çevirdi. “Hatay benim şahsi meselemdir.” cümlesi Hatay için kararlılıkla mücadele ettiğinin en büyük göstergesiydi. Bu uğraş ve çaba boşa gitmedi, ölümünden sonra 30 Haziran 1939 tarihinde Hatay yeniden vatan toprağına katıldı. Atatürk’ün ömrü, yalnız geçmişin değil, gelecek için yolumuzu aydınlatan bir meşale oldu. Özgürlüğün, bilimin ve insanlığın aydınlık yolunda hiç sönmeyecek bir ışık gibi.

Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir savaşın değil, bir milletin kaderini kökten değiştiren bir önderdi. Hastalığının giderek ağırlaştığı dönemlerde bile doktorlarının telkinlerine rağmen yurt gezilerine ara vermedi. Yaşamının son zamanlarında dahi devleti ve milleti için çalışmaktan asla vazgeçmedi. ömrünün yarısından çoğunu savaşlarla geçirdi. girdiği çatışmalardan zaferlerle ayrıldı. Gelibolu’dan Dumlupınar’a kahramanlık destanları yazdı. Her daim bilim ve Çağın gerekliliklerine göre hareket edilmesini öğütledi. 10 esere ve sayısız devrime imza attı. Bütün bu bıraktıklarına rağmen “benim en büyük eserim Cumhuriyettir” demişti...

***

29 Ekim 1938 sabahı Cumhuriyetin 15. yıldönümünü halkıyla kutlamak istiyordu. Dolmabahçe Sarayı’nın odalarında derin bir sessizlik vardı. Cumhuriyet 15. yaşını kutluyordu, ama o, bu kez kutlamalara katılamıyordu. Mavi gözleri, sarayın penceresinden dışarıda yankılanan top seslerine çevrilmişti. Atatürk, artık bitkin düşen bedenine rağmen o sesleri duyduğunda, yavaşça fısıldadı: “Cumhuriyeti biz böyle kazandık.” O an, Dolmabahçe sarayının içerisinde bir sessizlik, dışarıda ise milyonların coşkulu sesi vardı.

Cumhuriyet bayraklarla, marşlarla kutlanıyordu ama kurucusu yatağında, artık son büyük mücadelesini veriyordu. Artık bir savaş meydanında değil, zamanla ve bedeni ile savaş halindeydi. O gün, Cumhuriyet 15 yaşındaydı...

Ona hayat veren lider ise, Cumhuriyet’in ışıltısına son kez uzaktan bakıyordu. Doktorlar başında, yaverleri nöbetteydi. Beden zayıflamıştı ama içindeki irade, o genç Cumhuriyet kadar dimdikti yada en azından öyle gözüküyordu. Birkaç gün sonra bilinci bulanıklaştı, kelimeler yerini sessizliğe bıraktı. komadaydı. 15 yıl önce halka emanet ettiği o eserin artık emin ellerde olduğunu bilerek gözlerini kapattı.

  • 30–31 Ekim – Büyük Önderin Hastalığı (karaciğer sirozu) ağırlaşır. Doktorları, özellikle Prof. Dr. Nihat Reşat Belger ve Dr. Mim Kemal Öke, sürekli başındadır. Ateşi ve tansiyonu yükselip alçalmaktadır.
  • 1–3 Kasım – Beslenme güçlüğü artar, zaman zaman hafif koma hâlleri görülür. Yaveri Salih Bozok ve Kılıç Ali sürekli nöbettedir. Atatürk, ara sıra bilinci açıldığında yaverine “Millete söyleyin, beni affetsin.” der.
  • 4 Kasım – Doktorlar “durumu ciddidir” raporu verir. Dolmabahçe önünde halk toplanır. Herkes sessizce dualar eder.
  • 5 Kasım – Nöbet defterine “Gece boyunca uyuyamadı, ağrıları arttı.” notu düşülür. Zaman zaman gözlerini açıp “Saat kaç?” diye sorar.
  • 6 Kasım – Solunumu zorlaşır. Doktorlar oksijen desteği verir. O gün Dolmabahçe’de büyük bir sessizlik hâkimdir.
  • 7 Kasım – Kısa bir süre bilinci açılır. Yaverlerine ve doktorlarına teşekkür eder. “Milletime selam söyleyin.” dediği kayıtlara geçilir.
  • 8 Kasım – Yoğun bakım uygulanır. Vücut ısısı düşer. Doktorlar, “Artık çok zayıf, kalp dayanamayabilir.” der.
  • 9 Kasım – Akşam saatlerinde derin koma hâline girer. Nöbet defterine şu not düşülür:

“Saat 19.00: Şiddetli koma devresi devam ediyor. Nabız çok zayıf. Genel durum ağır.”

  • 10 Kasım 1938, Perşembe – Sabah saat 09.05’te Atatürk sonsuzluğa göç eder. Nöbet defterine o gün sadece şu cümle yazılır:

“Saat 09.05 geçe Büyük Şefimiz, Ebediyete intikal etti.”

Aynı gün, herkes bir liderin acısını çekerken, yıllardır Atatürk’ün yanında bulunan yaveri Salih Bozok, alt kata iner ve boş bulduğu odalardan birisinden içeriye girerek kapıyı kapatır. Bir süre sonra bir el silah sesi duyulur... evet, bir el. Çocukluk arkadaşı Atatürk’ün ölümüne dayanamayan Salih Bozok, kalbine sıktığı bir kurşunla hayata gözlerini yummayı hedefler. Çok şükür kurşun kalbini sıyırıp geçmiştir. Atatürk’ün yokluğunda geçen kısa zamanında milletvekilliğine bir süre devam etmiş ve 25 Nisan 1941'de, Suadiye'deki köşkündeyken hasta ve yorgun kalbi daha fazla dayanamamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk'ün cenazesi, ölümünden dört gün sonra Dolmabahçe Sarayında katafalka yerleştirilmiş. Yaşlısından, gencine bütün herkes gözyaşlarıyla dolu bir şekilde üç gün boyunca katafalkın önünden geçerek, Atatürk'e veda etmişlerdir. Her adımda, hüznün derin izlerini taşıyan bu veda, Türk milletinin Atasına olan bağlılığı ve saygısıydı. 19 Kasım 1938, Mustafa Kemal Atatürk'ün naaşı, İslam Tetkikleri Enstitüsü müdürü, Ord. Prof. Dr. Mehmet Şerafeddin Yaltkaya tarafından, Dolmabahçe Sarayı'nın Muayede Salonu'nda kıldırılan cenaze namazı, duygusal anlara sahne olur. Cenaze, Yavuz Zırhlısı ile İzmit'e, oradan da Atatürk'ün hayattayken yurt gezilerine çıktığı trenle Ankara'ya taşınır. 20 Kasım 1938 tarihinde, Ankara'ya ulaşan Mustafa Kemal Atatürk'ün cenazesi, garda 12 general tarafından büyük bir saygı ve hüzünle araca yerleştirilir. 101 pare top atışı ile TBMM'ye götürülen cenaze, burada tekrar katafalka yerleştirildi ve 21 Kasım 1938 tarihinde geçici olarak, Etnografya Müzesi'ndeki kabrine, derin bir veda ve sonsuz bir minnetle defnedildi. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve meclis 1941 yılında Atatürk için bir anıt mezar yapılmasını uygun gördü ve Anıtkabir’in temeli atıldı ve inşaatına başlandı. Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanı olduğu dönemde inşaatı bitirilen Anıtkabir’e 10 Kasım 1953 tarihinde Atatürk'ün cenazesi, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, TBMM Başkanı Refik Koraltan, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Atadan ve halkın katılımıyla Anıtkabir'e defnedildi. O gün, yurt genelinde bütün okullar ve devlet daireleri kapanmış, ulus büyük kortejler eşliğinde Atatürk’ü ebediyete uğurlamış ve minnet duyguları ile son görevini yerine getirmiştir.

1881 yılında bir güneş doğdu karanlığa, zamanla yolumuzu aydınlattı, içimizi ısıttı. Umutsuzluğa düştüğümüz anlarda bizlere umut oldu. 1938'de bu güneş battı. Ancak geçen 87 yıla rağmen hala yolumuzu aydınlatmaya, içimizi ısıtmaya ve bizlere umut vermeye devam ediyor. işte Atatürk budur bizim için umuttur, aklın ve bilimin yolunda gitmektir. Bu millet, bu devlet için ömrünü adamış, mücadelesi ile sadece Türk milletine değil ezilmiş uluslara da örnek olmuş ve gerçekleştirdiği devrimler çağ’a yön vermiştir...

Çok sevdiğim emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu’nun dediği gibi; Atatürk’ü ve O’nun Cumhuriyeti’ni Türkiye’den çıkarın, geriye acı ve gözyaşının dinmediği bir coğrafya kalır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Ölüm yıl dönümünde sevgi, saygı, özlem ve rahmetle anıyoruz.

"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."

-Mustafa Kemal Atatürk