Yaratım Süreci ve İlham
1. Yaratmak Neden Bir Zorunluluktur?
İnsan, yalnızca yaşayan ve nefes alan bir varlık değil, yaşadığını anlamlandırmak zorunda olan bir varlıktır. Bu zorunluluk, insanı tarih boyunca üretmeye, biçim vermeye, düşüncelerini anlatmaya ve hayal kurmaya sevk etmiştir. Yaratmak, bu anlamda bir ayrıcalık ya da yetenekten önce, insan için fiziksel ve zihinsel varoluşsal bir ihtiyaçtır. İnsan, yaratmadığı ölçüde eksik, üretemediği ölçüde sessiz kalır. Çünkü yaratım, insanın dünyaya bıraktığı en temel izdir.
Yaratmak çoğu zaman ilham kavramıyla birlikte düşünülür. Oysa ilham, insanın kendisiyle, dünyayla ve zamanla kurduğu gerilimli ilişkinin sonucunda ortaya çıkan bir olgudur. Yaratım süreci, boşlukla karşılaşmanın ardından gelir. İnsan, anlamın hazır verilmediğini fark ettiği anda üretmeye başlar. Bu nedenle yaratım, çoğu zaman bolluktan değil, eksiklikten doğmuştur.
Antik düşüncede yaratım, poiesis kavramıyla ifade edilir. Poiesis antik yunanca da yapmak anlamına gelir. Yoktan var etmek değil, var olanı açığa çıkarmak. Platon’a göre sanatçı, ideaların gölgesini taklit ederken, Aristoteles için yaratım süreci, potansiyel olanın gerçekleşmesidir.
Modern çağda ise yaratım, kutsal bağlamlardan koparak insanın omuzlarına yüklenmiştir. Tanrısal düzenin geri çekildiği bir çağda, insan yalnızca yaşayan değil, kendi anlamını kuran bir özne hâline gelmiştir. Bu bağlamda yaratım süreci, estetik bir faaliyet olmanın ötesinde, varoluşu sürdürülebilir kılan bir eylem biçimine dönüşmüştür. İnsan yazmazsa, çizmezse, düşünmezse ya da inşa etmezse zamanla sessizliğin ve anlamsızlığın içine çekilir.
Yaratım aynı zamanda bir direniştir. Zamanın akışına, unutulmaya, yok olmaya karşı bir karşı koyuştur. Bir metin, bir resim, bir fikir; insanın faniliğine karşı bıraktığı izdir. Bu nedenle yaratmak, yalnızca kendini ifade etmek değil; dünyaya “buradaydım” deme biçimidir. İlham burada bir armağan değil, bir sorumluluk hâline gelir.
Kendimde bir sanatçı olarak şunu söyleyebilirim; yaratım süreci, ilhamla başlar. İlhamsa yaşanmışlıkların yansımasıdır. Bu yüzden ortaya çıkan eserlere küçük büyük bu gözle bakmalı. Ayrıca yaratım, yalnızca yeni olanı üretmekle sınırlı değildir. eskiyi yeniden anlamlandırmaktır da. Gelenekle hesaplaşmadan, boşlukla yüzleşmeden gerçek bir yaratım mümkün değildir...
Bu sayı, yaratım sürecini insan olmanın kaçınılmaz bir boyutu olarak düşünmeyi, ilhamı beklenen bir andan ziyade, inşa edilen bir süreç olarak ele almayı hedefliyor.
Belki de sormamız gereken asıl soru şudur: İnsan neden yaratır? Çünkü yaratmadığında, varoluşuna katlanamaz.

