Yaşasın Cumhuriyet

Saltanatın Kaldırılmasının Önemi  (1 kasım 1922)
VI.Vahdettin İstanbulu terk ederken
1 / 13

1. Saltanatın Kaldırılmasının Önemi (1 kasım 1922)

Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlandığında, artık kuruluş aşamasındaki genç Türkiye’nin önünde tek bir soru vardı: Bu zafer kimin adına kazanılmıştı milletin mi, yoksa padişahın mı? Bu durum haliyle kafa karıştırıyordu, çünkü savaşın başından beridir Osmanlı hükümeti, Kuvay-i milliye birliklerini, Atatürkü ve TBMM’yi görmezden geliyor ve başarıları kendine yontma girişimlerinde bulunuyordu.

Haliyle bu soru, Cumhuriyet’e giden yolun en sert ve en kritik tartışmalarından birini doğurdu. Mondros Mütarekesi’nin ardından İstanbul’da bulunan emperyalist güçlerle iş birliği yapan Osmanlı yönetimi, milli mücadeleyi desteklemek yerine engellemeye çalışmıştı hemde defalarca. Padişah VI. Mehmet Vahdettin, kendi iktidarını koruma uğruna milletin bağımsızlık mücadelesine sırt çevirmişti.

Ancak Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), egemenliğin kaynağının artık padişah değil, millet olduğunu ilan etmişti. Bu anlayışın doğal sonucu olarak, 1 Kasım 1922’de saltanat resmen kaldırıldı.

Alınan bu karar, yalnızca basit bir değişiklik değildi; yeni bir çağın başlangıcıydı. Yüzyıllar boyunca “kulluk” anlayışıyla yönetilen halk, artık kendi kaderini belirleme hakkını eline almıştı. Egemenlik, bir kişinin değil, tüm milletin ortak iradesi olmuştu.

Saltanatın kaldırılmasından kısa bir süre sonra, 17 Kasım 1922 sabahı Vahdettin, bir İngiliz savaş gemisi olan Malaya’ya binerek İstanbul’dan ayrıldı. “Kendi can güvenliğim tehlikededir” bahanesiyle ülkeyi terk eden son Osmanlı padişahı, böylece tarihe adını, vatan haini ve korkak olarak geçirdi.

Bu kaçış, sembolik bir anlam taşıyordu: geçmişin temsili olan saltanat, kendi sonunu kendi elleriyle getirmişti. Ardında ise yepyeni bir ülke doğuyordu kendi iradesine, kendi milletine ve kendi geleceğine inanan, güvenen bir Türkiye.

Saltanatın kaldırılmasıyla birlikte, Cumhuriyet’in yolu artık tamamen açılmıştı. Bu adım, yalnızca bir yönetim değişikliği değil, bir zihniyet devrimiydi.

Sonraki