"Dünya Tarihinde Osmanlı: Bir İmparatorluğun Ayak Sesleri"
3. Osmanlı’nın Altın çağı: Fatih sultan mehmet ve kanuni dönemi
Fatih Sultan Mehmet: Çağ Kapatan Lider
1453 yılında, henüz 21 yaşındayken Bizans İmparatorluğu'nun kalbi ve başkenti olan İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet, yalnızca bir şehri değil, bir çağı kapatıp yenisini açan bir lider olarak tarihe adını altın harflerle yazdırdı. Ancak 2.mehmet, askeri dehası olduğu kadar, düşünce dünyası, hoşgörüsü ve devlet adamlığıyla da Osmanlı İmparatorluğu’nu imparatorluk yapan padişahtır.
O, entelektüel yönüyle de çağının çok ilerisindeydi. Arapça, Farsça, Yunanca, Latince, sırpça ve İtalyanca dahil olmak üzere toplam yedi dil bilen Fatih sultan mehmet, Batı ve Doğu’nun klasik metinlerini incelemiş, matematikten astronomiye kadar birçok bilim dalıyla ilgilenmişti. Bu yönüyle yalnızca bir komutan değil, aynı zamanda kültür ve bilimi önemseyen bir hükümdardı. Sarayında dönemin en önemli alim ve sanatçılarını toplamış, İstanbul’u hem siyasi hem de kültürel anlamda bir merkez hâline getirmeyi hedeflemişti. Tam bir Rönesans adamıydı, özellikle Felsefeye ayrı bir merakı vardı. coğrafya bilimine bayılırdı şayet askeri dehasının gelişmesinde coğrafya bilgisinin mühim rol oynadığı su götürmez bir gerçektir hatta batlamyusun “geographie” adlı çalışmasını bütün haline getirip yayınlatmıştır. okumayı çok severdi, rivayete göre daha istanbulu fethetmeden saray kütüphanesindeki tüm kitapları okumuştu. 1929 yılında M. K. Atatürk’ün emri ile Fatihin topkapı sarayındaki kütüphanesi açılmış ve içerisinden 550 nin üzerinde yerli yabancı eser çıkmıştır. Bizans eserlerinin koleksiyonu kendisinde mevcuttu.
Cuma günleri cami ye gittiği gibi her pazar kiliseye gider hiristiyan halkı izler hal hatır sorardı. kendisinin gösterişten nefret ettiğini seyyahların notları ve dönemin kayıtlarından biliyoruz. denize ayrı bir özlemi vardı, özellikle istanbul’da balıkçılığın gelişmesi için çalışmalar yaptı. Bir mühendisti, Bir ressamdı bir şairdi. heykel sanatına, mimariye bayılırdı. İşte böyle çok yönlü bir lider ve devlet adamı idi.
1453 İstanbul’un fethi. Şehir, bin yılı aşkın süredir Doğu Roma’nın başkentiydi ve güçlü surlarıyla yenilmez kabul ediliyordu. Ancak Fatih, klasik savaş yöntemlerinin ötesine geçti. Macar mühendis Urban’a döktürdüğü kendi tasarımı olan devasa toplarla Bizans surlarını delmeyi başardı. Donanması Haliç’e giremediğinde, gemilerini karadan yürüterek tarihin en şaşırtıcı savaş taktiklerinden birini uyguladı. Haftalar süren kuşatmanın ardından 29 Mayıs 1453 sabahı İstanbul düştü. Ama asıl dikkat çeken, fetihten sonraki ilk saatlerde Fatih’in nasıl davrandığıydı. Şehri yağmalatmadı. Hristiyan halka güvence verdi, kiliselere dokunmadı ve farklı dinlerin ibadet özgürlüğünü korudu.
Fatih’in İstanbul’u fethetmesi, onu yalnızca Müslüman dünyasında değil, Avrupa’da da çok farklı bir konuma taşıdı. Pek çok Avrupalı onu "iki dünyanın hakimi", "Roma kayzeri" olarak tanımladı. Ancak o, fethin ardından durmadı. Balkanlarda yeni fetihlere girişti, Anadolu’da birliği sağlamlaştırdı. Trabzon’dan Bosna’ya, Eflak’tan Otranto’ya kadar uzanan bir vizyonla Avrupaya doğru Osmanlı’nın sınırlarını genişletti.
İstanbul’u başkent yaparken sadece siyasi değil, kültürel bir başkent yaratmak da onun hedefiydi. Medreseler, külliyeler, kütüphaneler, saraylar inşa ettirdi. Ayasofya’yı camiye çevirirken onu koruma altına aldı; Bizans’tan kalan yapıları onarttı. Hristiyan ve Yahudi cemaatlerine kendi liderlerini seçme hakkı tanıdı. Bu yaklaşımıyla hem içerideki toplumsal barışı sağladı, hem de Osmanlı’ya farklı inançlardan insanların bağlılığını kazandırdı.

