Kıbrıs Adası ve Tarihi
5. Kıbrıs Cumhuriyeti ve Krizin Derinleşmesi (1960–1974)
İngiliz dönemi adada derin bir ayrışmanın da başladığı bir dönemdi. 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, adada yaşayan Türk ve Rum toplumlarının ortak yönetimine dayanan yeni bir devlet olarak ortaya çıktı. Bu sistem, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin garantörlüğünde kurulmuştu. Amaç, iki toplumun birlikte yaşayabileceği dengeli bir yapı oluşturmaktı. Ancak bu kağıt üzerinde güçlü gözükse de uygulamada oldukça kırılgandı.
1959'da Makarios Kıbrıs Rum kesimi adına, Dr. Fazıl Küçük de Kıbrıs Türk kesimi adına Londra-Zürich antlaşmasını imzaladı. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere bu antlaşmada garantör ülkelerdi. 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında Türk ve Rum toplumlarına belirli haklar ve yetkiler tanıyordu. Türkler devlet yönetiminde söz sahibi olacak, belirli kurumlarda eşit temsil sağlanacaktı. Ancak iki toplumun beklentileri hala farklıydı. Rum tarafı, uzun vadede Enosis hedefinden vazgeçmemişti. Türk tarafı ise hala daha bu durumun kendi varlığı için tehdit oluşturduğunu düşünüyordu.
Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasıyla bir süre barış ortamı sağlanmasına rağmen bu barış uzun sürmedi. Makarios ve Rum liderler Türklere tanınan anayasal hakları azaltmanın yollarını aramaya başladılar ve eski EOKA teröristlerini bakan olarak devlet kademelerine atamaya başladılar. Bunun üzerine okullar ve hükümet yayınlarında sürekli Türk ve türkiye aleyhine programlar yapılmaya başlandı.
1963 yılında Cumhurbaşkanı Makarios’un anayasa değişikliği önerisi, krizin açık bir çatışmaya dönüşmesine neden oldu. Türk toplumunun haklarını sınırlayan bu girişim, büyük tepki çekti ve Aralık 1963’te başlayan olaylar, tarihe “Kanlı Noel” olarak geçti. Türk köyleri saldırıya uğradı, birçok insan hayatını kaybetti ve binlerce Türk yerinden edildi. Bu olaylar, iki toplum arasındaki güven ve barışı tamamen ortadan kaldırdı. Bunun üzerine Kıbrıs Cumhuriyeti antlaşmayı ve insan haklarını hiçe saymış oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti fiilen işlemez hâle geldi.
1963’ten sonra Türk toplumu, güvenlik gerekçesiyle belirli bölgelere çekildi. Bu bölgeler adeta birer enklav hâline geldi. Türkler kendi yönetimlerini oluştururken, Rumlar adanın büyük bölümünde kontrolü sağladı. Bu süreçte Birleşmiş Milletler adaya barış gücü gönderdi. Ancak gönderilen birlik sorunu çözmek için gönderilmemişti sadece çatışmaları kontrol altında tutmak için oradaydı. 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında Kıbrıs’taki Türkler üzerindeki baskılar giderek arttı. Türkiye, garantör ülke olarak süreci yakından takip ediyor ve gerektiğinde müdahale edebileceğini açıkça ifade ediyordu. Adadaki durum giderek daha gergin bir hâl alırken, çözüm umutları zayıflıyordu.
15 Temmuz 1974’te, Yunanistan’daki askeri cunta destekli bir darbe ile çıkarlarına hizmet etmeyen Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios devrildi. Darbeciler, açıkça Enosis hedefini gerçekleştirmek istiyorlardı. Bu darbe ile birlikte Türkiye, garantörlük hakkına dayanarak müdahale kararı aldı. Ve 1974'de Başbakan Bülent Ecevit Kıbrıs Barış Harekâtını başlatmak için düğmeye bastı.

