Modernizm ile hesaplaşmak; 20.yüzyılın sanat eleştirisi
2. Sanayi Devriminden Sonra: Modernizmin Doğuşu
Sanayi Devrimi, insanlık tarihinin en köklü dönüşüm noktalarından biridir. Buhar makinesinin icadıyla başlayan ve kısa sürede Avrupa’dan tüm dünyaya yayılan bu süreç, yalnızca üretim biçimlerini değiştirmekle kalmamış; aynı zamanda toplumların zihniyet dünyasını, gündelik hayatın ritmini ve insanın kendini algılayış biçimini de kökten dönüştürmüştür. Modernizm dediğimiz olgunun tarihsel temeli, işte bu dönüşümle birlikte şekillenmiştir.
Sanayi Devrimi ile birlikte kırsaldan kente göç hızlanmış, kentler yeni üretim merkezlerine dönüşmüştür. Fabrikaların gölgesinde yükselen işçi mahalleleri, kapitalizmin ekonomik yapısıyla paralel bir toplumsal düzeni doğurmuştur. Bu yeni kent, bir yandan toplumsal hareketliliği ve özgürleşmeyi mümkün kılarken, diğer yandan kalabalık, yoksulluk, yabancılaşma ve sınıf çatışmalarının mekânı olmuştur.
Baudelaire’in Paris sokaklarında gezinen flâneur’ü, Walter Benjamin’in pasajlarda kaybolan bireyi, modern kentin yarattığı yeni öznelik biçimlerini simgeler. Kent, modernizmin hem imkânlarını hem de krizlerini bünyesinde barındıran bir sahneye dönüşmüştür.
Zamanın Yeni Ritmi
Modernizm, mekân kadar zamanı da dönüştürmüştür. Fabrika disiplininin dayattığı vardiyalar, tren seferlerinin belirlediği dakiklik, sermaye dolaşımının hızına göre biçimlenen gündelik yaşam… Tüm bunlar, modern bireyin zamanı bir üretim kategorisi olarak deneyimlemesine yol açmıştır. “Vakit nakittir” sözü, yalnızca bir ekonomik formül değil; modernizmin ruhunu özetleyen bir slogandır.
Bu yeni zaman anlayışı, edebiyatta bilinç akışı tekniğine, müzikte atonal denemelere, resimde parçalı perspektiflere ilham vermiştir. Zaman artık doğrusal değil, parçalı, hızlanan, çoğu zaman da kaygan bir zemindir.
Modern Bireyin Yabancılaşması
Sanayi Devrimi’nin getirdiği yeni toplumsal düzen, bireyi daha önce tanık olmadığı bir yalnızlıkla karşı karşıya bırakmıştır. Geleneksel cemaat bağlarının çözülmesi, bireyi hem özgürleştirmiş hem de köksüzleştirmiştir. Marx’ın “yabancılaşma” kavramı, tam da bu yeni varoluş durumunu açıklamaktadır: İnsan, emeğiyle yarattığı şeylere yabancılaşmakta, kendi üretimi karşısında güçsüzleşmektedir.
Modern kent, kalabalıklar içinde yalnızlığı derinleştirmiştir. Kalabalık içinde görünmezleşen birey, aynı zamanda modernizmin sanatsal ve felsefi sorgulamalarının merkezine yerleşmiştir.

