Bir Milletin uyanışı

2. Düşünülen Kurtuluş yolları

Ülke genelinde kimisi bölge bölge düşünülen kurtuluş yolları ve farklı fikirler mevcuttu. ancak Mustafa Kemal paşa ulusal bir kurtuluş yolu düşünüyordu.

Ya Bağımsızlık Ya ölüm! (MKAtatürk,NUTUK/S.29,30,31)

Düşman devletler Osmanlı Devleti’ne ve ülkesine maddi ve manevi bakımdan saldırmışlar, onu yok etmeye ve paylaşmaya karar vermişler. Padişah ve halife olan kişi, kendi yaşam ve rahatını kurtarabilecek çareden başka bir şey düşünmüyor. Hükümeti de öyle. Farkında olmadan lidersiz kalmış olan ulus, karanlık ve belirsizlik içinde, olup bitecekleri bekliyor. Felaketin korkunçluğunu ve ağırlığını anlamaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve olaylardan etkilenebilme güçlerine göre kurtuluş çaresi saydıkları önlemlere başvuruyorlar...

Ulus ve ordu, padişah ve halifenin hainliğinden haberi olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve uysal. Ulus ve ordu, kendinden önce yüce halifeliğin ve padişahlığın kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz padişahsız kurtuluşun anlamını kavrama yeteneğinden yoksun... Bu inançla bağdaşmaz görüş ve düşüncelerini açığa vuracakların vay haline! Hemen dinsiz, vatan haini, istenmez kişi olur.

Kurtuluş yoları ararken İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek, temel ilke gibi görülmekteydi. bu devletlerden yalnız biriyle bile başa çıkılamayacağı korkusu, bütün kafalarda yer etmişti. Bu anlayışta olan yalnız halk değildi. seçkin denilen insanlar da böyle düşünüyordu.

Öyleyse, kurtuluş yolu ararken iki şey söz konusu olmayacaktı: ilkin itilaf devletleri’ne karşı düşmanlık durumuna girilmeyecekti; sonrada padişah ve halifeye canla başla bağlı kalmak temel koşul olacaktı. şimdi efendiler size bir soru sorayım: Bu durum ve koşullar arasında nasıl bir karar akla gelebilirdi?

Açıkladığım bilgilere ve yaptığım gözlem sonuçlarına göre üç farklı karar ortaya atılmıştı:

  • Birincisi, İngiltere’nin koruyuculuğunu istemek.
  • İkincisi, Amerika’nın güdümünü istemek.

bu iki türlü karara varmış olanlar, Osmanlı Devleti’nin bir bütün olarak kalmasını düşünenlerdir... Bu ülkeyi bütün olarak bir devletin kanadı altında bulundurmayı tercih edenler.

  • Üçüncü karar, bölgesel kurtuluş yollarıyla ilgilidir.

Efendiler, ben bu kararların hiçbirini uygun görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün kanıtlar ve mantıklar çürüktü, temelsizdi... Osmanlı ülkesi parçalanmıştı. ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı... Osmanlı devleti onun bağımsızlığı padişah, halife, kükümet, bunların hepsi anlamını yitirmiş birtakım boş sözlerdi.

Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.

İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve samsun’dan Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar bu karar olmuştur.

Ya Bağımsızlık Ya Ölüm!

Bu kararın dayandığı en sağlam düşünce ve mantık şuydu: Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve saygın bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum ulus, uygar toplumlar karşısında uşak durumunda kalmaktan öteye gidemez.

Yabancı bir devletin koruyuculuğunu ve kollayıcılığını istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlük ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten de aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez.

Oysa Türk’ün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yok olsun, daha iyidir.

Öyleyse, ya bağımsızlık ya ölüm! işte gerçek kurtuluşu isteyenlerin parolası bu olacaktı.

Önceki Sonraki